Kısa bir geçmişi var bu 17 adet rüzgar ''gülü''nün.Sanırım 2000 de yapımı bitti.Türkiyenin 3.cü büyük yenilenebilir elektrik enerjisi santralı.20 sene sonrada devlete teslim şartıyla yapılmış. O zamana kadar da M.Arif emirer'inyaptığı masraflar karşılanacak ve artarsa(!)firma karedecek .Ama ne söylersen söyle bitmek bilmiyen,tükenmesi söz konusu olmayan rüzgar enerjisini elektriğe dönüştürüyor ya. O bile kar. 17 tane var bu trübünlerden ve toplam enerjisi 30.000 kişinin elektrik ihtiyacını karşılıyormuş-nasıl hesaplandıysa.
Evden bakardım koca koca traylerlere yüklü kule parçalarının geçişini. Sonra terastan adanın uluslar arası suları tarafı,yani batısında yükselen kuleler görülmeye başlandı. Polante Feneri de deniyor buraya. Eskiden her fenerde olduğu gibi bu fenerde de ışığı kontrol eden görevli varmış.Bu gün ise büyük bir güneş enerjisi paneli otomatik bir biçimde elektriği sağlıyor.Tabii yakından bakınca insan hüzünleniyor. En son sahibi.varsa ailesi,uğraşıları,vaktini nasıl geçirdiği. Ben nedense her gittiğim ören yerinde düşünürüm bunları. Hani biri çıkacakmış gibi sanırım aniden. Hele Pamukkale'de,Leodikya'da beklerdim birinin amfi theatre'de sahneye çıkıp tiradını söyleyeceğini. Hele merakımızı yenemeyip Leodikya'da bir yapının toprağa gömülmüş ve fakat bir deliği bulunan labirent misali koridorlarında sürüne sürüne dolaşıp yanı başındaki dehlizden çıkışımızı unutamam. Merak işte. Zengin olma hayalimiydi yoksa?Bilemiyorum ama dolaşmış-hemde korkmadan-sürüne sürüne dolaşmış yüzlerimiz başta olmak üzere tozlanmayan bir yerimiz kalmamıştı. Yer yer elimize geçen kemik parçaları bile engel olamamıştı bize. Bak nereden nereye geldik?Polante Fenerinden pamukkaleye.Laf lafı açıyor işte...
BORES dedimde açılımını vereyim:Bozcaada Rüzgar Elektrik Santrali demek. Benim eve 600-700 metre uzakta Ne zaman terasa çıksam devasa kanatların muntazam döndüklerini. tek düze döndüklerini görürüm. Hesap meselesi tabii ve her bir kuladen elde edilen enerji birleştirilerek yeraltından denize ve oradan da anadolu yakasına gönderilir deniz altından...Son zamanlarda takviye amacıyla da su, Anadolu yakasından deniz altına döşenmiş borularla getiriliyor.
Bir de batık-batık demeyeyim-karaya vurmuş bir gemi var fenerde. Kıyıya iyice yanaşırsan toprak göçmesi her an olmasına rağmen nedense her gelen bu tekneyi daha yakından görmek içinmidir nedir iyice yanaşıyor. Ama ne yalan diyeyim ben bile tehlikeyi gözardı ederek baktım. Sorduğum kişiler bunun bir yunan şilebi olduğunu söyledi.Kaptanı gemi karaya oturunca terketmiş ve bir daha da dönen falan olmamış...Yüzdürmeye,kurtarmaya bile gelen olmamış. Bir yandan vuran dalgaları,bir yandan kolleksiyon ! meraklısı balıkçıların çabaları gemide epey tahribat yapmış. Hatta ben bile ne yalan diyeyim gidip işe yarar bir şey almayı düşlemedim değil. Öyle ya, denizde bulunan mal bulanındır. Yasa böyle.Sonra duydum açık arttırmayla satılmış bu gemi. Belkide yerinde sökülüp, hurda olarak değerlendirilecektir kimbilir?
Evden birer oyuncak gibi gördüğüm bu kulelerdeki kanatların dönerken çıkarttığı o büyüleyici ses, her gidişimde etkisi altına alır beni.Her seferinde bir daha gelişimde bari içecek bir şeyler getirsemde bu ortamda batan güneşi,biten günü,ama bitmesi olanaksız kanatların o sesini içkimle yudumlasam diyorum. Diyorum da bir türlü nasibolmuyor.
Uzun süren bu rüzgar trübünlerine bakışmamızdan sonra bende bir tane yaptım. Şimdi dönüyor babam dönüyor. Evin aydınlatması bedavaya geliyor. Es ulan diyorum kendi kendime zaten duracağın yok,bari es de fakirin bağrına, aydınlansın ortalık.
Bu arada adada konuşlanmam sürüyordu. Bir adaya daha gelişimde elektrik direklerinin dikilip enerji verildiğini gördüm. 165 metre uzaktaki direğe yer altı kablosunu döşeyecek kanalı açmam sanırım 4 gün sürdü ve sonunda buz dolabına ve rakı için buz a kavuştum….
Evden bakardım koca koca traylerlere yüklü kule parçalarının geçişini. Sonra terastan adanın uluslar arası suları tarafı,yani batısında yükselen kuleler görülmeye başlandı. Polante Feneri de deniyor buraya. Eskiden her fenerde olduğu gibi bu fenerde de ışığı kontrol eden görevli varmış.Bu gün ise büyük bir güneş enerjisi paneli otomatik bir biçimde elektriği sağlıyor.Tabii yakından bakınca insan hüzünleniyor. En son sahibi.varsa ailesi,uğraşıları,vaktini nasıl geçirdiği. Ben nedense her gittiğim ören yerinde düşünürüm bunları. Hani biri çıkacakmış gibi sanırım aniden. Hele Pamukkale'de,Leodikya'da beklerdim birinin amfi theatre'de sahneye çıkıp tiradını söyleyeceğini. Hele merakımızı yenemeyip Leodikya'da bir yapının toprağa gömülmüş ve fakat bir deliği bulunan labirent misali koridorlarında sürüne sürüne dolaşıp yanı başındaki dehlizden çıkışımızı unutamam. Merak işte. Zengin olma hayalimiydi yoksa?Bilemiyorum ama dolaşmış-hemde korkmadan-sürüne sürüne dolaşmış yüzlerimiz başta olmak üzere tozlanmayan bir yerimiz kalmamıştı. Yer yer elimize geçen kemik parçaları bile engel olamamıştı bize. Bak nereden nereye geldik?Polante Fenerinden pamukkaleye.Laf lafı açıyor işte...
BORES dedimde açılımını vereyim:Bozcaada Rüzgar Elektrik Santrali demek. Benim eve 600-700 metre uzakta Ne zaman terasa çıksam devasa kanatların muntazam döndüklerini. tek düze döndüklerini görürüm. Hesap meselesi tabii ve her bir kuladen elde edilen enerji birleştirilerek yeraltından denize ve oradan da anadolu yakasına gönderilir deniz altından...Son zamanlarda takviye amacıyla da su, Anadolu yakasından deniz altına döşenmiş borularla getiriliyor.
Bir de batık-batık demeyeyim-karaya vurmuş bir gemi var fenerde. Kıyıya iyice yanaşırsan toprak göçmesi her an olmasına rağmen nedense her gelen bu tekneyi daha yakından görmek içinmidir nedir iyice yanaşıyor. Ama ne yalan diyeyim ben bile tehlikeyi gözardı ederek baktım. Sorduğum kişiler bunun bir yunan şilebi olduğunu söyledi.Kaptanı gemi karaya oturunca terketmiş ve bir daha da dönen falan olmamış...Yüzdürmeye,kurtarmaya bile gelen olmamış. Bir yandan vuran dalgaları,bir yandan kolleksiyon ! meraklısı balıkçıların çabaları gemide epey tahribat yapmış. Hatta ben bile ne yalan diyeyim gidip işe yarar bir şey almayı düşlemedim değil. Öyle ya, denizde bulunan mal bulanındır. Yasa böyle.Sonra duydum açık arttırmayla satılmış bu gemi. Belkide yerinde sökülüp, hurda olarak değerlendirilecektir kimbilir?
Evden birer oyuncak gibi gördüğüm bu kulelerdeki kanatların dönerken çıkarttığı o büyüleyici ses, her gidişimde etkisi altına alır beni.Her seferinde bir daha gelişimde bari içecek bir şeyler getirsemde bu ortamda batan güneşi,biten günü,ama bitmesi olanaksız kanatların o sesini içkimle yudumlasam diyorum. Diyorum da bir türlü nasibolmuyor.
Uzun süren bu rüzgar trübünlerine bakışmamızdan sonra bende bir tane yaptım. Şimdi dönüyor babam dönüyor. Evin aydınlatması bedavaya geliyor. Es ulan diyorum kendi kendime zaten duracağın yok,bari es de fakirin bağrına, aydınlansın ortalık.
Bu arada adada konuşlanmam sürüyordu. Bir adaya daha gelişimde elektrik direklerinin dikilip enerji verildiğini gördüm. 165 metre uzaktaki direğe yer altı kablosunu döşeyecek kanalı açmam sanırım 4 gün sürdü ve sonunda buz dolabına ve rakı için buz a kavuştum….



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder