3 Haziran 2009 Çarşamba

FİDAN DİKİMİ





Neden bilmem yaşı ilerlemiş olanlar fidan dikme konusunda tereddüt geçirirler. Yoksa bende mi var bu tereddüt? Hadi canım, kimbilir
kaç sene sonra meyve verecek te ben göreceğim? O günlere kadar
yaşayacakmıyım sanki? Gibi menfi düşünceler yalnız benim aklımdan mı geçer bilmiyorum.Ama genelde fidancılara fidanın ne kadar zamanda meyveye yatacağını sorarım hep. Aslında, bu güne dek diktiğim tüm fidanların da meyvesini görmedim ya neyse. Ama, her seferinde bir tenekenin veya naylon torbanın içinde götürdüğüm fidanları büyük bir heyecanla diker,can suyunu verir ve dostluğumu sürdürürüm onlarla...
Adadaki bağevi ve bağın çevresinde 4-5 tane deli zeytin ve bir o kadar da ahlat vardı. Her gelişimde tanıdıklara aşı yapmaları konusunda ricalar eder ama neticede aşıların yapılmadığını üzülerek görürdüm.
Aslında esen rüzgara dayanıklı ağaç varmıydı burada? Çevreye baktığımda tüm ağaçların beden ve dalları hakim rüzgar karşısında eğilmiş vaziyetteydi. İşte tüm bu olumsuzluklara karşın, bağın çevresine fidan dikmeyi iş edinmiş her gelişimde dikeceğim fidanı düşünür olmuştum. Çanakkale'de fidanlık müdürü sınıf arkadaşımdı. Adaya geldiğim bir keresinde uğradım. Ya dedim, ben de bir kaç fidan dikmek istiyorum benim bağa. Kalktık beraberce fidanlığa gittik.Yöreyi,adayı bildiğine inandığım arkadaşım bana bir kaç tane şeftali fidanı verdi. Bendeki sevinci görme...
O upuzun fidanları zor bela yerleştirdim arabaya ve adaya gelince ilk işim fidanları dikmek oldu. O gün bu gündür diktiğim yerde birer asa gibi durur kendileri...Ne bir yaprak ne de bir dal var üzerlerinde...
Arkadaşlarım yani meslekdaşlarım yurdun bir çok yerinde değişik konularda iş yapmaktadır. Nereye yolum düşse uğrar laflarım onlarla. Bu kez Yalova'da daki arkadaşları ziyaret ettiğimde liseden arkadaşım, hemde, bahçe bitkileri bölümünden mezun arkadaşıma fidan tutkumu anlattığımda beni sanırım Orhangazi'deki seralarına götürdü. Elleriyle seçtiği ufak petlerde köklenmiş zeytin fidanlarından 25-30 kadarını arabaya yerleştirdi. Seralarda domatesler hevenkler halinde bir tek domates çekirdeğinden çıkmış devasa domates fideleri, bağlandıkları yerde güç bela ayakta duruyordu.Yeni tohumlardı bunlar. Nitekim bu gün pazarlarda verimi yüksek,dayanıklı ama lezzeti olmayan bu domatesleri görüyoruz....
Arabada zeytin fidanları.bende büyük bir sevinç, adaya geldim.Bir kaç gün içinde çukurları bel kürekle kazmış fidanlarımın yerlerini hazırlamıştım. Sabah da fidanları alıp her birini çukurun başına koymuş dikim törenine hazırlamıştım.Benim elim değil, Fatma anamızın veya Adem
babamızın derken bildiğimi unutmuş bilmediğim duaları okuyordum. İlk fidanı almıştım elime bıçakla torbayı yarmış kaskatı köklü toprağı naylondan kurtarmıştım.Ama dikemedim fidanı .O gün kilomdan ve oluşan göbeğimden nefret ettim.Kendime o kadar kızmıştım ki. Eğilemiyordum kazdığım çukura. Ama, insan bu; yaratıcılığını tanrıdan almış,Yüzü koyun uzandım ben de. Allahtan çamur falan değildi yerler-gerçi olsaydı ne olacaktı- İşte her bir fidanı böylece diktim ben. O kahrolası göbeğime rağmen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder