3 Haziran 2009 Çarşamba

DEVŞİRME KÖPEK

Dışarıda rüzgarla karışık bir yağmur yağıyordu ki sorma. İnsan sıcak bir yere girince değerini daha güzel anlıyor. Bir ses duyar gibi oldum. Kapıyı mı zorluyordu yoksa birisi? Tüylerim diken diken olmuştu korkuyla karışık kapıyı açtım. Gecenin ilerleyen bu saatinde. Bir araba sesi de yoktu. Yerde beyaz- kahve renkli ,uzun tüylü bir köpek duruyordu .Gel içeri dememle daldı hemen.-laftan anladığına göre yabani değildi-Sobanın yanına eski bir takım şeyleri serdim ve yatırdım oraya. Sabaha kadar orada kalıp kendine gelmişti. Tedarikli de değildim. O'na verebileceğim yemek de yoktu. Memet ağanın getirdiği keçi sütüne ekmek doğradım. Nazlanmadan yedi zavallı. Kurumuş,gözleriyle beni takibederek izler olmuştu.
Artık evin kadrolu bir personeli vardı Aslında, ben de düşünmüyordum değil bir köpeğim olmasını. Ama ben olmadığım zamanlarda kim bakacaktı hayvana? Aklımın orada kalması,huzursuz olmam gelince aklıma vazgeçmiştim. Peki şimdi ne olacaktı?Herşeyden evvel sahibi kimdi bu köpeğin? O'nu başı boş bırakan köpeği merak ediyordum. Yat'tan kalk'tan gel'den'gitten anlayan bir köpek,eğitimli bir köpekti. Üstelik yakın zaman önce yitirdiğim can dostum köpeğimden sonra oluşan boşluk için güzel bir fırsattı ama. Tanıdık tanımadık bir çok kişilere sordum durdum sahibini. Kimisi hatırlıyor ,kimisi de bilmediğini söylüyordu.Evin bahçesinde beni bekler olmuş,arabayı görür görmez eve kadar beraber koşmaya başlamıştı. Artık kasaptan kemikleri alıyor nafakasını çıkarıyordum onun. Ben de keyif alıyordum bundan desem? Evde insanın kendini bekleyen birinin olduğunu bilmesi ne kadar güzel bir duygudur?
O da evi ve beni benimsemiş,hatta havlar olmuştu.Oysa geldiğimde havlamayı bile unutmuştu,sanırım köpek olduğunuda. Birisi yaklaşsa yanına, kaçmıyor,kendini savunmaya bile gerek görmeden sırt üstü yatıyordu. Öylesine itilmiş kakılmış ve ürkmüş bir hali vardı ki o zamanlar. Artık köpek olduğunu hatırlamaya başlamış,eve yaklaşanlara havlar olmuştu. Kasap artık bana kemik ayırıyor,fırıncı da bayat ekmeği saklıyordu bana. Eve dönerken çok uzaktan arabayı görüp yanıma kadar geliyor, içeri binmeksizin yanımda eve kadar koşuyordu.
O gün de defolu kemiklerle beraber eve dönerken köpeği aramıştı gözlerim.Yoktu. Eve kadar zor bela gittim. Yoktu ortalıkta. Yemek kabı ve su kabı duruyordu olduğu gibi. İlerideki çalıların içine fırlattım hışımla kemikleri.. Yemek kabını ve su kabını kaldırdım
gözlerim görmesin diye.
Epey zaman geçmişti ve ben günlük işleri sürdürüyordum.Tıpkı Muharrem ustanın kayboluşu gibi. Aklımda olmasına karşın işlere devam ediyordum. Yine kulübede ahşaplarla oynarken açık kapıdan içeri süzülen köpeği görmek nasıl şaşırtmış ve sevindirmişti beni bilemezsin. Hasret giderdik tabii. Onu bağlamak aklımdan bile geçmemişti. Ama öğrendiğim tek şey vardı.Bu köpek istediği anda özgürlüğü seçebilir ve kaybolabilir ortadan. Sonra günlerden bir gün, çıkıverirdi ortaya O ki bir kere bırakılmıştı doğaya.O da ara sıra hasret gidermeye, dost saydıklarının yanına gelebilirdi. Nitekim bir daha kaybolduğunda, geleceğine dair ümidimi yitirmememe rağmen gelmedi. Yemek kabı ve su kabı hala boş. O'nu bekliyor. Resmini bulursam paylaşırım sizlerle söz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder