3 Haziran 2009 Çarşamba

PARAKETE



Arabadan çıkarttığım olta ve yemleri serdim, Parakete'yi hazırlamaya koyuldum, İngiliz siciminden yapılmış paraketemde 40 civarında iğne vardı. Her birine fileto çıkarttığım istavritleri taktım ve sepetine itinayla dizdim. Sandalın kıçına,Livarın yanına sepeti koydum.Sandal da sandal olsa bari yüreğim yanmaz.Boyu 2 metre kadar vardı...Ahşaptı...ufacık kürekleri, dökülmüş boyasıyla bakım istiyordu....Pet şişedeki suyumuda alıp koydum diğer eşyalarımın yanına...Bu sandalın neyini severim biliyormusun?Tek başına suya indirip çıkarmasının kolaylığını...Yoksa şimdi ben kimi bulacaktım bu ıssız sahilde yardım etmesi için?Asıldım var gücümle...Bir iki hamlede denizle kucaklaşmıştı sandal...Deniz öylesine durgundu ki Kumlarda ayaklarımın gömüldüğünü görüyordum. Kürekleri ıskarmozlara takmış artık sandalda yerimi almıştım. Pek uzakta değildi zaten paraketeye bırakacağım yer. Asıldım küreklere. Ucuna bir kurşun bağladığım misina bana iskandil görevinigörüyordu. Yeterince kıyıdan uzaklaştığıma kanaat getirince sepetteki paraketeyi açarak denize bırakmaya başladım. Ucuna bağladığım taş parçası pareketeyi dipte tutacaktı. Ağır ağır ilerliyor, bir yandan da teker teker paraketeyi salıyordum...Aslında bu iki kişinin yapacağı bir şeydi. Birimiz kürekte olacak,diğerimiz paraketeyi salacaktık.Bir süre sonra son istavriti de attım. 5-6 metre boşluk bıraktıktan sonra boş bir pilastik bidonunu ucuna bağlayarak onuda saldım denize. Şamandıra da denizde yerini almıştı. Denize açıldığım yere dönüp vakit geçirecek bir şeyler yapmaya çalışıyor,sahilde geziniyordum.Aslında paraketeyi serdikten sonra ertesi günü toplamaya gidilirdi ama serde acelecilik vardı.Burada vakit öldürecek,bir süre sonra da paraketeyi toplayacaktım paraketeyi...
Kumlara bata çıka yürüyordum...Bazan ayak parmaklarımla ufak taş parçalarını yokluyor,bazan da güzel olanlarını elimle alıp inceliyordum. Ben 7 renkten başkasının adını bilmem bilirmisin?Oysaki bu taşlar adını bilemediğim renklerdeydi...Kimi yamyassı,kimi yumurta gibi yuvarlak,kimi pütürlü bir sürü taş….

Ufukta siyahlıklar belirmeye başlamıştı...Endişelendim hemen...Deniz bozacaktı..Beyaz köpüklerde görünmeye başlayınca vakit doldurmayı bir yana bırakıp sandala koştum yarım saat sonra denizin bu sakinliğinden eser kalmayacaktı. Sandal ağırlaşmıştı sanki. Sabah denize çıkarken uysal olan tekne şimdi inat ediyor gibiydi denize çıkmamak için. Ben se bir an evvel paraketeyi toplama telaşesi içindeydim. Şamandıra bir dalıp bir çıkıyordu suya. Yakaladım boynundan ve çekmeğe başladım. İstavritler görünmüyordu iğnelerin tek tek elime boş gelmesi balıklara ziyafet anlamına geliyordu. Öncü dalgalar,kızgınlığını belli etmeden tekneyi yalıyor hafifçe kaldırıyor sonra usulca indiriyordu tekneyi. Bense sonuna gelmiştim praketenin ve hala boş çekiyordum.Ağırlık diye bağladığım taşa gelmek üzereydim.Ama taş sanki daha da ağırlaşmışmıydı?İki elimle asılmaya başlamıştım. Derken gördüm onu. Kahverenkliydi,benekleri vardı üzerinde,Sanırım bir metre vardı boyu..-gerçi avcılar abartırlar bu boy meselesini ama benim yalan söylemeye ihtiyacım yoktu-Teknenin bordasına kadar gelmişti...Bu hangi cinsiydi bilmiyorum ama resmen bir köpek balığıydı. Korkmadım desem yalan olur ama onu sandala nasıl alacaktım?Kakaç veya kepçem de yoktuki. Bir elimle balığın bağlı olduğu pareketeyi kaldırdım,diğer elimlede hayvanın karnına saplamak istedim bıçağı. Debeleniyor,kurtulmak istiyordu...Bense korkuyla karışık bıçağı rastgele sallıyordum.Evet korktuğum başıma gelmiş yanlışlıkla pareketeyi,o caanım ingiliz sicimini kesmiştim. Deniz,o miskin miskin durduğu şekilden hırçın kimliğine bürünmüştü. Ben bu fındık kabuğunun içinde,paniklemeye ramak kalmış bir şekilde küreklere asılmıştım ki ıskarmoz ipinin de kopmuş olduğunu farkettim.Artık bildiğim duaları unutmuş,bilmediğim duaları okumaya başlamıştım. Allahtan dalgalar beni kıyıya atıyordu ama kime anlatırsın bunu? Denize girdiğim yerin bir hayli uzağına bıraktı dalgalar beni. Tek kürekle uğraşmıştım ama bu beni sadece oyalamıştı o kadar. Sandalı mümkün mertebe çektim.Titriyordum hem de seviniyordum.O hengameden tek parçahalinde kurtulmuştum ya. Tekneden boşalttığım,darmadağın eşyalarımı alıp ayaklarım titriye titriye arabanın bulunduğu yere doğru yürümeye başladım....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder