Eskiden aldığım bir karar ve kendime verdiğim bir söz dedim muhtara...Sen gel,burada iki tek at; ama, ben güpegündüz seninle oturup eşlik edemem sana...Peki başladık içmeye diyelim,sen gidince ne olacak?Yani sen gittikten sonra ben içki mahmurluğuyla ne yapabilirim yapayalnız?İçkiye devam etsem,anlamsız.Bir iş yapmaya çalışsam başım döner...Sen iyisimi kendi başına otur,iç.Merak etme sofranı da kurarım,ama benden beraber oturmamızı da isteme...İçki içmenin bir zamanı olmalı bence,hani eskilerin vakt-i kerahat dedikleri o saat var ya o gelmeli önce...Hafif gün batmaya yönelmeli,kalan bir iki ışık kırıntısı karanlıkla mücadele etmeli,hele deniz kıyısında ve balık yiyorsan denizi de görebilmelisin.Az önce o denizden bu balıkları ben tuttum ve de karşısında denizin-biraz ...küstahça ama-o balıkları son yolculuğuna uğurluyor olmalısın
Ben sevmem o sabah lçkiye başlayanları,hani çivi çiviyi söker deyip-ya da o bahaneye sığınıp-akşamki mahmurluğunu üzerlerinden atmaya çalışanlar da benim indimde makbul adamlar değildir...Hani içeceksen adam gibi derler ya öyle içmelisin,ağızın.gözlerin kaymamalı,içki seni o sofrada doruğa götürmeli Mütevazı da olsa sofran,ağzındaki rakı acılığını alacak kadar mezen varsa,içkin için eyvah ya biterse endişen yoksa,ve de en güzeli sevdiğin varsa yanında elini onun omuzuna atmış,Rast mırıldanabiliyor veya onun duyabileceği ama coşkulu sesinle şiir okuyorsan,veya duyduğun hüznün esiri olup gözlerin sulanıyorsa...Daha ne olsunki? Allahtan ne isteyebilirsin ki...Hem hüzünü hem sevinci aynı sofrada yaşarsın...Benim sofram öyledir işte...Bir eksiğiyle tabii..Sevdiğinin yanında olması meselesi...Evet mesele,eski deyimiyle mesele,yeni deyimiyle problem veya sorun ama her ne dersen de üzüntü kaynağıdır bu konu. Şöyle düşündüm de pek dört başı mamur bir sofra kuramadım kendi kendime...Mutlaka biri olsa diğeri olmuyordu.Emekli olmadan önce de fotoğraf-slayt çekmeğe gittiğim yerlerde de yakamı bırakmazdı bu şanssızlık...Mesela,Trabzon,Akçaabat yaylalara gitmiştim.Hiç unutmam.Mısır Daneleme makinesinin salytlarını uygun mekanlarda çekecektm.Senaryoyu hazırlamış,makineyi kamyona yükletmiş,köye gelmiştik...Bu kaçıncı mekandı bilmiyorum. Amacım makine, toplanmış
mısırları koçanlarından ayırırken yani çalışırken geri planda da evin ahşap balkonunda mısırlar asılı olacaktı.Ne mümkün? Ya mısırları buluyorum evi bulamıyorun ya evi buluyor,hatta mısırları da buluyor ama ulaşacak yol bulamıyordum.Hasılı üç unsur bir araya gelemiyordu.
Bir de Çanakkalede başıma geldi bu hal...Geri planda deniz,abide,yakın planda da baharın geldiğini gösteren çiçek açmış erik ağaçları olacaktı...Tüm bölge personeli ankaradan görevli gelmiş Arman beyi seyrediyorlardı...İstediğim mekanı bulmuştum...Ama yine bir tek eksiğiyle...çiçek açmış erik ağaçları karenin dışında kalıyorlardı...Bölge müdürü merak etme sen dedi ve yeterince yabani erik ağacını kökleyip karenin içine yerleştirdi...Tüm unsurlar vardı artık.Çevreci(!) müdür aklı sıra iyilik etmişti bana...Yani kısacası ben bu üç unsuru bir araya getiremedim ömür boyu.Mutlaka biri eksik oldu...
Adamın biri ölünce seçimi ona bırakmışlar nereye gidersin diye.Dolaşayım hele bir demiş ve dolaşmış...Tüm ülkelerin cehennemlerini gezmiş...Bakmış işler tıkırında,saat gibi işliyor.Bir Alman cehenneminde bir tencere dolusu bok yeme cezası varsa bu hiç sektirilmiyor,Bir Fransız cehennemindeyse bir tepsi aynı menü yediriliyor.Demişki ben Türk Cehennemini istiyorum.En uygun olanı bu...Nedenini şöyle açıklamış;bir gün tencere bulunuyor,ama bok yok,birgün bok buluyorlar ama tencere yok.Hasılı unsurlar bir araya gelemiyor.Bundan iyisi can sağlığı...
Benzetmelerimi ve kullandığım kelimeleri mazur gör ama aklıma
geliverdi ve kendimi alamadım işte...
…
...
Ben sevmem o sabah lçkiye başlayanları,hani çivi çiviyi söker deyip-ya da o bahaneye sığınıp-akşamki mahmurluğunu üzerlerinden atmaya çalışanlar da benim indimde makbul adamlar değildir...Hani içeceksen adam gibi derler ya öyle içmelisin,ağızın.gözlerin kaymamalı,içki seni o sofrada doruğa götürmeli Mütevazı da olsa sofran,ağzındaki rakı acılığını alacak kadar mezen varsa,içkin için eyvah ya biterse endişen yoksa,ve de en güzeli sevdiğin varsa yanında elini onun omuzuna atmış,Rast mırıldanabiliyor veya onun duyabileceği ama coşkulu sesinle şiir okuyorsan,veya duyduğun hüznün esiri olup gözlerin sulanıyorsa...Daha ne olsunki? Allahtan ne isteyebilirsin ki...Hem hüzünü hem sevinci aynı sofrada yaşarsın...Benim sofram öyledir işte...Bir eksiğiyle tabii..Sevdiğinin yanında olması meselesi...Evet mesele,eski deyimiyle mesele,yeni deyimiyle problem veya sorun ama her ne dersen de üzüntü kaynağıdır bu konu. Şöyle düşündüm de pek dört başı mamur bir sofra kuramadım kendi kendime...Mutlaka biri olsa diğeri olmuyordu.Emekli olmadan önce de fotoğraf-slayt çekmeğe gittiğim yerlerde de yakamı bırakmazdı bu şanssızlık...Mesela,Trabzon,Akçaabat yaylalara gitmiştim.Hiç unutmam.Mısır Daneleme makinesinin salytlarını uygun mekanlarda çekecektm.Senaryoyu hazırlamış,makineyi kamyona yükletmiş,köye gelmiştik...Bu kaçıncı mekandı bilmiyorum. Amacım makine, toplanmış
mısırları koçanlarından ayırırken yani çalışırken geri planda da evin ahşap balkonunda mısırlar asılı olacaktı.Ne mümkün? Ya mısırları buluyorum evi bulamıyorun ya evi buluyor,hatta mısırları da buluyor ama ulaşacak yol bulamıyordum.Hasılı üç unsur bir araya gelemiyordu.
Bir de Çanakkalede başıma geldi bu hal...Geri planda deniz,abide,yakın planda da baharın geldiğini gösteren çiçek açmış erik ağaçları olacaktı...Tüm bölge personeli ankaradan görevli gelmiş Arman beyi seyrediyorlardı...İstediğim mekanı bulmuştum...Ama yine bir tek eksiğiyle...çiçek açmış erik ağaçları karenin dışında kalıyorlardı...Bölge müdürü merak etme sen dedi ve yeterince yabani erik ağacını kökleyip karenin içine yerleştirdi...Tüm unsurlar vardı artık.Çevreci(!) müdür aklı sıra iyilik etmişti bana...Yani kısacası ben bu üç unsuru bir araya getiremedim ömür boyu.Mutlaka biri eksik oldu...
Adamın biri ölünce seçimi ona bırakmışlar nereye gidersin diye.Dolaşayım hele bir demiş ve dolaşmış...Tüm ülkelerin cehennemlerini gezmiş...Bakmış işler tıkırında,saat gibi işliyor.Bir Alman cehenneminde bir tencere dolusu bok yeme cezası varsa bu hiç sektirilmiyor,Bir Fransız cehennemindeyse bir tepsi aynı menü yediriliyor.Demişki ben Türk Cehennemini istiyorum.En uygun olanı bu...Nedenini şöyle açıklamış;bir gün tencere bulunuyor,ama bok yok,birgün bok buluyorlar ama tencere yok.Hasılı unsurlar bir araya gelemiyor.Bundan iyisi can sağlığı...
Benzetmelerimi ve kullandığım kelimeleri mazur gör ama aklıma
geliverdi ve kendimi alamadım işte...
…
...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder