Zaten bitmişti Muharrem usta. Bende kaldığı zamanlarda -işim olmadığı halde, O'nu çalıştığı yere kadar götürüyor. Akşamları da eve getiriyordum. Hatta bazan işe falan gitmiyor, şarap mesaisine başlıyordu sabahtan. Uzakları da seçemiyordu artık. Bir zamanların Kaz Dağlarının keskin avcısının gözlerinden biri %35 görebiliyordu, diğeri ise zor bela seçebiliyordu. Yakalandığı öksürük krizini atlatır, atlatmaz hemen kendi sardığı o sert sigaraya sarılıyordu. Bazan tuvalet dönüşleri gecikiyor, sanırım idrarından kan geliyordu.
Bende kalmadığı zamanlarda sığındığı yere gittim bir gün. 5-6 yatağın serildiği bir seki vardı. Tuvalet ve pencereye rastlamamıştım içeride. Bir piknik tüpünün üzerine koyduğu tencereye domates,biber doğruyordu. Sanırım menemen yapacaktı. Masa olarak kullandığı bir tahta kasanın üzerine kağıt sermiş,tabağının yanına da bardağını hazır etmişti. Öksürükten fırsat buldukça konuşuyordu. Bana da bardak koymak istedi masaya. Poşetteki sarılı iki şişe şarabına ortak olduğum takdirde ,şarabının tükenmesi halinde belkide yenisini alacak parası yoktu. Hem kimbilir bu şaraplarıda veresiye almıştı zahir. Afiyet olsun dedim.O avans olarak aldığı bir koca yudumdan sonra kızarmış mavi gözlerini kapıya dikti. Kapı aralık olmasa göremeyecektim hiç bir şeyi. Bakışlarım araştırırken etrafı,tavandaki açıklıktan gökyüzünün göründüğünün farkına vardım. Sormama fırsat vermeden, Şimdi gerekli değil kapatmak,yağmur falan da yok,uyurken yıldızları seyrediyorum işte...
Oradan kaçmak,uzaklaşmak için dayanılmaz bir istek duydum. Gerçekten adada yaptığı her işte hayranlık duyguları uyandıran,adeta sanat eseri gibi yapıları ortaya koyan Muharrem usta nın bu tür yaşama boyun eğmesi ve kabullenişi içimi burkmuştu. Çaresiz oradan ayrılmış, ben de evde tek başıma O'nu düşünüp,ona çözümler arayarak bir kaç şişe şarabı içmiştim...
En son nüfus sayımının yapılacağı günden bir gün evvel Arman bey, dedi, Muharrem usta.Yarın dışarı çıkmak yasakmış, Sende kalayım da yapılacak biraz işin varsa yapayım. Sen malzemeyi hazır et emi?Dedi. Bak Muharrem param yok benim,sadece boğazıma yetiyor aldığım, ona göre
dedim Ya, senden para isteyen mi var. Al gel malzemeyi.Sana bir şömine
yapacaktık zaten dedi...
Ertesi gün o usta ben çırak başladık şömineye. Akşam nüfus sayımı bittiğinde biz şöminede tavuk ızgara yapıyorduk...
Bonkördü,O gün bana borcunu ödemek için geldiği günden beri fosseptik çukurunun yapımından tut da bahçe kapısının babalarının yapımına üst terastaki barbekünün yapımına kadar bir çok şeyi para almadan yapmıştı. Neydi yakınlaştıran bizi bilmiyorum,ama adada Sarhoş Usta olarak tanınan bu adamı gerçekten benimsemiştim. Son zamanlarda iş alamaz olmasına rağmen onunla bir araya gelip eskileri yadeder olmuştuk.
İki senedir gelmiyor adaya Muharrem usta.Ara sıra telefon ediyorum.Şimdi o da kesik. 5-6 tane keçi almış. Kaz dağlarının Örenli'ye bakan yamaçlarında otlatıyormuş onları. Bir gitsem dedim,bir ağaca sırtını dayamış, keçilerini otlatırken bir görsem,yanına çöküp hemen getirdiğim
şarabı açıp içsek? İşte, şimdi buruk bir arzu olarak beliren ve tomurcuklanan isteğimi gerçekleştirebilsem?
İşte Muharem Ustaya dair bildiklerim bu kadar...Adada Ada'nın
kedileri diye sergi açılmıştı bir gün, resim sergisi.Oysa Ada'nın
sarhoşları da vardı sergisi açılacak..
Bende kalmadığı zamanlarda sığındığı yere gittim bir gün. 5-6 yatağın serildiği bir seki vardı. Tuvalet ve pencereye rastlamamıştım içeride. Bir piknik tüpünün üzerine koyduğu tencereye domates,biber doğruyordu. Sanırım menemen yapacaktı. Masa olarak kullandığı bir tahta kasanın üzerine kağıt sermiş,tabağının yanına da bardağını hazır etmişti. Öksürükten fırsat buldukça konuşuyordu. Bana da bardak koymak istedi masaya. Poşetteki sarılı iki şişe şarabına ortak olduğum takdirde ,şarabının tükenmesi halinde belkide yenisini alacak parası yoktu. Hem kimbilir bu şaraplarıda veresiye almıştı zahir. Afiyet olsun dedim.O avans olarak aldığı bir koca yudumdan sonra kızarmış mavi gözlerini kapıya dikti. Kapı aralık olmasa göremeyecektim hiç bir şeyi. Bakışlarım araştırırken etrafı,tavandaki açıklıktan gökyüzünün göründüğünün farkına vardım. Sormama fırsat vermeden, Şimdi gerekli değil kapatmak,yağmur falan da yok,uyurken yıldızları seyrediyorum işte...
Oradan kaçmak,uzaklaşmak için dayanılmaz bir istek duydum. Gerçekten adada yaptığı her işte hayranlık duyguları uyandıran,adeta sanat eseri gibi yapıları ortaya koyan Muharrem usta nın bu tür yaşama boyun eğmesi ve kabullenişi içimi burkmuştu. Çaresiz oradan ayrılmış, ben de evde tek başıma O'nu düşünüp,ona çözümler arayarak bir kaç şişe şarabı içmiştim...
En son nüfus sayımının yapılacağı günden bir gün evvel Arman bey, dedi, Muharrem usta.Yarın dışarı çıkmak yasakmış, Sende kalayım da yapılacak biraz işin varsa yapayım. Sen malzemeyi hazır et emi?Dedi. Bak Muharrem param yok benim,sadece boğazıma yetiyor aldığım, ona göre
dedim Ya, senden para isteyen mi var. Al gel malzemeyi.Sana bir şömine
yapacaktık zaten dedi...
Ertesi gün o usta ben çırak başladık şömineye. Akşam nüfus sayımı bittiğinde biz şöminede tavuk ızgara yapıyorduk...
Bonkördü,O gün bana borcunu ödemek için geldiği günden beri fosseptik çukurunun yapımından tut da bahçe kapısının babalarının yapımına üst terastaki barbekünün yapımına kadar bir çok şeyi para almadan yapmıştı. Neydi yakınlaştıran bizi bilmiyorum,ama adada Sarhoş Usta olarak tanınan bu adamı gerçekten benimsemiştim. Son zamanlarda iş alamaz olmasına rağmen onunla bir araya gelip eskileri yadeder olmuştuk.
İki senedir gelmiyor adaya Muharrem usta.Ara sıra telefon ediyorum.Şimdi o da kesik. 5-6 tane keçi almış. Kaz dağlarının Örenli'ye bakan yamaçlarında otlatıyormuş onları. Bir gitsem dedim,bir ağaca sırtını dayamış, keçilerini otlatırken bir görsem,yanına çöküp hemen getirdiğim
şarabı açıp içsek? İşte, şimdi buruk bir arzu olarak beliren ve tomurcuklanan isteğimi gerçekleştirebilsem?
İşte Muharem Ustaya dair bildiklerim bu kadar...Adada Ada'nın
kedileri diye sergi açılmıştı bir gün, resim sergisi.Oysa Ada'nın
sarhoşları da vardı sergisi açılacak..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder