3 Haziran 2009 Çarşamba

KULÜBE 1

Ne güzeldir, yeni keresteyle çalışması bilirmisin? Hele burnuna gelen o nefis çam kokusu nasıl etkiler adamı?
Belki garip,belki de komik gelecek ama, ahşap konusuna başlamadan, çivi konusunu anlatayım. Bilirsin alışverişten arta kalan bir yığın madeni para oluşur cebimizde. Koyacak yer bulmak şöyle dursun, cebimizi yırtmasından korkarız . Genelde otobüslere falan vererek harcamaya çalışırız onları. Ben de bir kutuya atıyordum eve gelince, o madeni paraları. İşte ada konusu ve de bir kulübe yapma fikri çıkınca ortaya aklıma çivi parası geldi ve kutuyu doldurup bir sandık çiviyi almayı düşünmüştüm. Nerelere alış veriş için giriyorsam özellikle bozuk para istiyordum, para üstü olarak. Hatta bir gün, otobüs biletçisinden de bozuk isteyince aldığım cevap yerlere yatırdı beni. Meğer adam evlilik parası biriktiriyormuş.
İşte biriken 7-8 bin liraya bir sandık çivi alıp götürmüştüm adaya. Kulübe duvarları her keser vuruşumda daha bir duvara benzemeye başlamıştı. Çevrede çalışan Arabacı İsmail, benim her çekiç vuruşumda güler dururmuş, kendi kendine. Ankara’lı gene çalışıyor diye. Okşaya okşaya tahtaları alıyor itinayla duvarı oluşturuyordum. Sonra üst yani tavanı da bitirdim.Kutu gibi bir şey olmuştu. Yaptığım maketin aynısıydı ortaya çıkan. Eski ve ağır bir de kapı götürmüştüm o zaman kullandığım arabanın üst bagajında. Pencera kasalarım da hazırdı. Senin anlayacağın EV leniyordum. Allahın kırında ama olağanüstü bir manzarada,tabiatın tüm nimetleri gözler önüne serili bir yerde,BENİM diyebileceğim bir yerim oluyordu…
Neler götürmedim ki buradan? O zavallı arabanın ağzı olsada söylese. Hatta çinkodan bir 75 litrelik su deposu bile götürmüştüm. Ağırdı meret. Kulübenin üzerine çıkarıp su doldurayım dedim. Lastik bir hortumla da aşağı indirir,musluktan akıtırım diyordum.
Ağırdı, ama sürükleye sürükleye kulübenin dibine getirdim ve iple bağladım.Aslında yükseklikten korkarım ben ama 2.5 metrelik yüksekliktende korkmam komikti ya neyse. İpi yukarı fırlatmıştım. Bilahere yükarıdan ipe bağladığım depoyu çekmeğe başladım. Ellerime doladığım ip elimi neredeyse kanatacaktı. Var gücümle asılıyordum. Artık son metreye kadar gelmiştim ki, depo bu sefer beni aşağı çekmeye başlamıştı. Yüzükoyun yatmış, yere iyice yapışmıştım ama. Bir ben çekiyordum depoyu, bir depo beni çekiyordu. Sızlayan ellerimin acısını unutmuş; bu mücadeleden başarıyla çıkmaya odaklamıştım kendimi. Hani bıraksam, aşağı beni çekiverse depo,hani ufak da olsa bir yara veya kırık mırık olsa tek başıma ne yapardım bilemiyorum. Tüm bunları düşünerek son bir gayretle depoyu yukarı çektim. Ortalık sessiz,pırıl pırıl ve masmavi gökyüzü ve bir yerde başarım. Gözlerim yaşardı inanırmısın? Rüzgarın bile esmediği, O an, da utanmasam göbek atacaktım. O sessizlik ne etkileyiciydi,içime işleyen bahar güneşi nasıl söyleyeyim? Büyülemişti adeta beni. Diz çöktüm sonra, Allaha dua ettim. Yüksek sesle bağırarak hemde. O anda sanırım, O’nunla baş başaydık. Kulübeye ait resimler bir süre sonra,tamamlayıcı unsur olarak yerlerini alacak sanırım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder