3 Haziran 2009 Çarşamba

MUHARREM USTA 1

Söylemişmiydim bilmem? 1993 de emekli-bu lafı da sevmiyorum ya neyse-olduktan sonra, garip bir tesadüf eseri adaya geldim. Nasıl adayı bulduğum,nasıl gelip adada konuşlandığımı anlatmak epey uzun sürecek. İyisimi adada edindiğim dostlardan onların öykülerinden veya onlarla yaşadıklarımdan bahsedeyim...
Muharremdi adı...Bayramiç'in yakın köylerinden Örenli'dendi. Zamanında Muharrem usta orman idaresine müteahhitlik yaparmış. Kaz dağlarında yaptığı menfezlerin hala ayakta durduğunu söylerdi. Yaptığı yolların hala kullanıldığını, hasılı çok emek verdiğini söylerdi. Sonra kötü giden işler,talihin dönmesi veya ne bileyim, ortaya çıkan aksilikler ve işinin yanında traktörlerinin ve daha bir çok şeyinin yok olması sonunda adı Muharrem Ağa'dan Muharrem Ustaya terfi etmişti.
Bir duvar yapımında çalışıyordu. Ben de yana döne işten anlayan birini arıyordum. Benim inşaata getirdiğim işçilerden biri söylemiş,O'ndan bahsetmişti. Kısa sürede işe başladı Muharrem. Eli de çabuktu. Günde 400 tuğlaya bana mısın demiyordu.Projeleri okuyor,gerekenleri yapıyordu.Kısa sürede duvarlar yükselmiş ev güzel bir görünüm kazanır olmuştu.Yemeklerimizi beraber yiyor,akşamı şarap eşliğinde beraber geçiriyorduk.
Aslında ben ev yapmaya,inşaat işine soyunmaya hazırlıklı değildim.Param yoktu kısacası. Güç bela 12 metre karelik bir kulübe yapmış,içini de lambiri döşeyerek, oturulur hale getirmiştim. Ama oldu bir kere. Önce açık mutfağı, şöminenin bulunduğu salonu bitirdik. Bende sıvaydı, su tesisatıydı, elektrik tesisatıydı, ne varsa yapmıştım.Yerleri kalebodur kaplamıştım hatta. Oysaki, saydığım bu işleri yapma deneyimim bile yoktu...
Sanırım 2 veya 3.cü seneydi. Her yıl Muharreme bir şeyler yaptırıyor, inşaatı şekillendirmeye çalışıyordum. Patron dedi-benden de ne patron olur ya-bir iş var acele bitmesi lazım,senin işe biraz ara versek? Oğlanın,Levent'in düğününü yapacağım da yeni işten alacağım parayı da düğün masraflarına harcamak istiyorum. Ne demek Muharrem? işine bak ,dedim ve benim işim için ayırdığım 100 milyon lirayı uzattım.Bunu da, düğünde kullanırsın dedim. Allah allah işe bak, işini yaptığım kişilerden para alamıyorum sen ise işini yapmadığım halde bana para veriyorsun dedi. Düğüne de muhtarla beni davet etti...
Düğün günü arabaya atladığımız gibi karşıya geçtik. Hediyemizi de almıştık muhtarla .Örenli köyünde keşkekler kaynıyor,masalar sokağa diziliyor,bir koşuşturmadır gidiyordu. Muharrem ustanın evinin bahçesine aldılar bizi. Sanırım, adım çok geçmişti ki, epey yakınlık gördüm ailesinden. Muharrem usta yoktu.Sonradan, gelmeye de niyetinin olmadığını öğrendim. Muharrem usta kaçmıştı. Nedenini kimse açıklamıyordu. O akşam klarinette Alaettinden güzel parçalar dinleyip yöresel oyunları izledikse de, aklımız Muharrem Ustadaydı. Uzun masaların en hatırlı kişilerine verilen yerlerinde oturmuş,en güzel mezeleri yemiş ve içmişken pek keyif aldığımız söylenemezdi. Gecenin ilerleyen bir yerinde tüm ısrarlara rağmen kalmadık. İyi dileklerimizi ve takımızı ilettikten sonra Bayramiçteydik muhtarla. Gergin olmamıza ve o kadar içki içmemize rağmen Bayramiç sokaklarında dolaşıyorduk. Az ileride bir sokakta yine bir düğün masası kurulmuştu. Kim dürttü bizi?Kim davet etti demeğe kalmadan masadaki yerimizi almış koyulaşan sohbetin içinde bulmuştuk kendimizi. Artık yola koyulalım muhtar dedim. Ama nereye gidecektik? Kayınvaldemgile dedi o da. Saçaklı köyünde oturur,yakındır hadi gidelim dedi. Ben uzun zaman oldu, tövbe etmiştim alkol aldıktan sonra araba kullanmayacağıma dair. Ne zaman düşünsem alnımdaki 19 dikiş yeri sızlar dururdu. Muhtara da ses çıkaramadım.
Nerelerden geçtik,hangi köylereden geçtik bilmiyorum. Aklıma arabayı bir kenara çekip uyumaktan başka bir şey gelmiyordu. Uzakta görünen ışığa doğru yol aldık. Muhtar kendini tanıttı. Saçaklıyı sordu. Adam hatırladı bizi. en son uğradığımız masadaymışız. Sonra, yolu tarif etti. Bir süre sonra geldiğimiz köyde,camınin bulunduğu alanda bir motorsiklete binmeye çalışan iki kişi gördük. Birinin tuttuğu motora diğer taraftan biri binmeğe çabalıyor fakat sırayla düşüyorlardı yere. Anlaşılan bunlarda sık düşen sarhoş cinsindendiler. Muhtar onlara yöneldi ve Saçaklıyı sordu.Adamları bir gülme tutmazmı? Ya abi burası Saçaklı...
.
Ertesi günü adaya dönmüştük. Muhtar, gitti senin yüz kaat, baksana Muharrem kayıp. Birkaç gün geçmişti aradan ben arkadaki atelye haline getirdiğim kulübede çalışıyordum ki kan ter içinde kalmış Muharrem usta girdi içeri. 5 km yol yürümüştü. Hava da sıcaktı üstelik.Ne paranın hesabını sormak geldi aklıma ne de kızgınlığım. Otur, dedim. Ama anlatmak istiyorsan hadi başla, dinliyorum. Arman bey, zaten ben de onun için geldim. Sana olan borcumu ödemeye geldim dedi. Bırak şimdi, onu da, söyle neden düğünde bizi çağırdığın halde yoktun? Anlattı zavallı:Düğünden bir gün önce tartışmışlar evde ve oğlu öyle bir tokat atmış ki Muharreme. Yani Arman bey, öldürecektim Leventi. Hiç bir şeyde gözüm yoktu,ya da kendimi öldürecektim. Ama kaçmaya gücüm yetti ancak. Uzaktan sizleri de görüyordum. Ama yapamadım,çıkamadım ortaya. Bir süre sonra, sırf sana olan borcumu ödemek için geldim buraya ve bu nedenle öldüremedim kendimi. Bu sözler gerçekten beni sarsmıştı. Demek Muharrem ustanın kalbinde benim yerim oluşmuştu. Böyle vefa örneğini kimseden görmemiştim. Ve böyle bir dostumun olması onurlandırmıştı beni…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder