Aslında severim hayvanları,ama her türlüsünü desem abartmamış olurum. Öyle mahalle aralarında yakaladıkları farenin üzerine gaz dökerek tutuşturup, kaçışını izleyenlerden değilim yani. Veya bir kaplumbağayı sırt üstü çevirip debelenişini görmek zevk vermez bana. Nereye gidersem gideyim bir iki tane hayvan bulurum ilgilenecek. Bir keklik mi olur,bir tavşanmı olur,bir sincap mı olur hasılı ne olursa. Keşke, benim olsaydı diye düşünür,bana vermelerini veya bulmalarını isterdim.
Ağın'da hayli iri sayılabilen bir keklik vardı şoför Akifin. Eğitim merkezinin kapısında serbestce dolaşır yabancıların paçalarından gagalar,sözüm ona bekçilik yapardı nizamiyede. Bir pençesi de yoktu zavallının. Bileği top haline gelmiş vaziyette,aksardı,sekerek giderdi. Meri avını bilirmisin sen? Dişi kekliği Tolik dedikleri özel kafeste götürürler av mahalline. Bir bacağından bağlayıp bırakırlar hayvanı. O da gelen geçene öter,erkek keklikleri davet ederdi sesiyle. Ah bu erkekler,sese kanıp üşüşürler etrafına,kur yapmaya çalışırken saklandığı yerden avcılar da vururlardı zampara keklikleri...
Bir gün okulda kekliği göremeyince Akife sordum nedenini. Ya müdür bey, vurdum ben onu dedi. O kadar emek vedim,besledim,ama ava gidince bir kez ötmedi bile.Bende tüfeği doğrulttum vurdum onu.O günden sonra kapıda kimsenin paçasını gagalayan olmadı bir daha...
Müdür bey seviyordu ya. Herkes ,yakaladığı hayvanı getirir,gözüme bu yolla girmeye çalışırlardı. Bir büyük ceviz ağacının dibinde saatlerce bekleyen Metin sonunda bir sincap yakalamış ve sevinçle getirmişti. Hemen uygun metal bir kafes yapılmış, Ankaraya getirilmişti. Sincap ne yerdi bilirsin. Kuruyemişçilerle sıkı ilişkiye girmiş, eve taşır olmuştum verdiklerini. Bir seferinde bir kaç günlüğüne bakkal Erdoğana bakması için bıraktığım sincabı almaya gittiğimde,Ya abi,bu hayvan var ya bu dükkanda tüm çerezleri bitirdi vallahi. Aç kalmasın diye verdiğim tüm çerezleri yiyişini seyretmek için ne varsa veriyordum, O da iki eliyle tutup bir güzel yiyordu ki. Sonunda farkettim çerezlerin durduğu bölmedeki boşluğu...
Yıllar sonra Muhabbet kuşlarını evde konuk ediyordum...Öyle ya konuşacaktı elbet. Nereye gidersem kafese koyduğum kuşu da beraber götürüyordum.
Balkonda hava da sıcaktı zaten,kafesi tavana asmış dışarıda bırakmıştım kuşu. O akşamda bir iki tek atıp uyuyordum ki, bir gürültüyle dışarı uğradım. Kafese her nasılsa sıçramış bir kedi kuyruğu aşağı sarkmış vaziyette bizim kuşa yakın ilgisini sergiliyordu. Bir an için kalakaldım ama hemen toparladım kendimi. Sarkan kuyruğundan yakalayacağım kediyi bir iki sallayıp fırlatacaktım.Ve de yaptım dediğimi. Kuyruğunu elimde tuttuğum kedi bir hamle edip elime geçirmişti dişlerini. Kanayan elim,kaçan kedi,heyecanı her halinden belli olan kuş. Sabah sağlık ocağında yediğim iğneler bu operasyondan kalan anılardı.
Ağın'da hayli iri sayılabilen bir keklik vardı şoför Akifin. Eğitim merkezinin kapısında serbestce dolaşır yabancıların paçalarından gagalar,sözüm ona bekçilik yapardı nizamiyede. Bir pençesi de yoktu zavallının. Bileği top haline gelmiş vaziyette,aksardı,sekerek giderdi. Meri avını bilirmisin sen? Dişi kekliği Tolik dedikleri özel kafeste götürürler av mahalline. Bir bacağından bağlayıp bırakırlar hayvanı. O da gelen geçene öter,erkek keklikleri davet ederdi sesiyle. Ah bu erkekler,sese kanıp üşüşürler etrafına,kur yapmaya çalışırken saklandığı yerden avcılar da vururlardı zampara keklikleri...
Bir gün okulda kekliği göremeyince Akife sordum nedenini. Ya müdür bey, vurdum ben onu dedi. O kadar emek vedim,besledim,ama ava gidince bir kez ötmedi bile.Bende tüfeği doğrulttum vurdum onu.O günden sonra kapıda kimsenin paçasını gagalayan olmadı bir daha...
Müdür bey seviyordu ya. Herkes ,yakaladığı hayvanı getirir,gözüme bu yolla girmeye çalışırlardı. Bir büyük ceviz ağacının dibinde saatlerce bekleyen Metin sonunda bir sincap yakalamış ve sevinçle getirmişti. Hemen uygun metal bir kafes yapılmış, Ankaraya getirilmişti. Sincap ne yerdi bilirsin. Kuruyemişçilerle sıkı ilişkiye girmiş, eve taşır olmuştum verdiklerini. Bir seferinde bir kaç günlüğüne bakkal Erdoğana bakması için bıraktığım sincabı almaya gittiğimde,Ya abi,bu hayvan var ya bu dükkanda tüm çerezleri bitirdi vallahi. Aç kalmasın diye verdiğim tüm çerezleri yiyişini seyretmek için ne varsa veriyordum, O da iki eliyle tutup bir güzel yiyordu ki. Sonunda farkettim çerezlerin durduğu bölmedeki boşluğu...
Yıllar sonra Muhabbet kuşlarını evde konuk ediyordum...Öyle ya konuşacaktı elbet. Nereye gidersem kafese koyduğum kuşu da beraber götürüyordum.
Balkonda hava da sıcaktı zaten,kafesi tavana asmış dışarıda bırakmıştım kuşu. O akşamda bir iki tek atıp uyuyordum ki, bir gürültüyle dışarı uğradım. Kafese her nasılsa sıçramış bir kedi kuyruğu aşağı sarkmış vaziyette bizim kuşa yakın ilgisini sergiliyordu. Bir an için kalakaldım ama hemen toparladım kendimi. Sarkan kuyruğundan yakalayacağım kediyi bir iki sallayıp fırlatacaktım.Ve de yaptım dediğimi. Kuyruğunu elimde tuttuğum kedi bir hamle edip elime geçirmişti dişlerini. Kanayan elim,kaçan kedi,heyecanı her halinden belli olan kuş. Sabah sağlık ocağında yediğim iğneler bu operasyondan kalan anılardı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder